Bir gün geleceğim ve bir haber getireceğim demişti Sohrab*. Çok uzaklardan, dağları aşıp, yolları geçip, belki yedi farklı yağmurda yıkanıp, tek bir güneşin altında kavrulup ben de geldim. Ve bir haber getirdim. Yüzümde yabansı duyguların izini görebilirsiniz. Yüzümü değiştirdiler, dağlı anlatımlarla, yordular yüreğimi bilmediğim insanlar. Hayatın tuzuna alıştı dillerim bir şikayetim yok, yanlış anlaşılmasın. Fakat bu diyeceklerimi işitmelisiniz ey yağmuru dansa davet edecek kadar naif elleri olan insanlar zira her şeyi göze alarak geldim. Nicedir, bazı anlamlara gelmeyen kelimeler dolaşıyor aklımda fakat sizlere ancak başka kelimelerin yanında anlam bulan kelimeler getirdim. Yaşamın kimyasını çözmüş, asi kelimeler! Ben anlayamayınca kimyasını yaşamanın, dudaklarına dokunup öpmem gerekti onun, tuzunu yaralarıma sürmem gerekti, nefesini tam ensemde hissetmem lazımdı. Sıyrılarak tüm bu patlayıcı kimyadan, verdiği karşılığı anlamaya çalışmam gerekiyordu. Dönüp, demeliydim ki anladıktan sonra “Sevgilim, bu böyledir işte, yaşamak! Huylarını biliyorum endişelenme sakın!” İşte böylelikle aldım yanıma bu kelimeleri. Fakat bazen dilinizin ucuna dahi gelmeyecekler, boşuna uğraşmayınız, dedim ya inatçılar. Sizler hararetli konuşmaların tam ortasındayken , belki ilk defa bütün gözler ve kulaklar sizdeyken, onlar dökülmeyecek dilinizden. Siz de tekrar yenileceksiniz, bir şeyleri tadı, tuzu tam ayarında yapmak için fırsat kollayan kendinize. Ve çoktandır bazı vücutlarda insanlar beliriyor çevremde. Tanımıyorum kimler. Nerelerden geldiler, neleri severler. Sormadım da hiç, yanlarından geçerken rüzgarlarını hissettim sadece, herkes ardında kendi hikayesinin kokusunu bırakıyordu. Kokuları iki adım geriden takip ederken onları, vucütlara değmeden geçiyordum aralarından. Çoğunun kafasında dev balonları andıran soru işaretleri vardı. Bir yerlerden geçerken, soru işaretleri kafalarını vuruyor tepetaklak olduktan sonra eski hallerine dönüyorlar ama asla patlamıyorlardı bile.Kimisinin yüzünde sıcaktan asfalta yapışmış sakız gibi duran eski bir gülümse vardı. Bu gülümsemelerin içinde samimiyetsizlik, yorulmuşluk ve umursamazlık vardı. Tüm bu bayat gülüşlerini gördükten sonra bu insanların dönüp demeliydim ki sonra “ Sevgilim, aldırma dudakların yanındaki kıvrımlara, birazdan ağlayacak olmanın sancısı bunlar!”. Yolları geçerken, size anlatacaklarımı tekrar edip durdum içimden unutmamak için. Fakat sonradan fark ettim ki o gözler, sözler nasıl unutulsun! Evet önce sadece gözler gördüm. Kadın gözleri ve çocuk gözleri. Bana dediler ki, “ Unutma!”. Gözleri bir mağara gibiydi, içine girdikçe, sevgiler, bekleyişler, umutlar, olmayışlar, kolaylıkla seçilebiliyordu. Bir çok şeye tanık olmuş, çok hikayesi olan bu gözlerde olmayan tek şey sadece ‘korku’idi. Çıkınca mağaradan, nefes nefese, dönüp demeliydim ki ‘ Sevgilim, işte budur hayatın membası! Çok şeyleri peşinde sürükleyen bu gözler birazdan, taşacak ve gürül gürül rahmet boşanacak bu pınarlardan dünyaya. Çekinme sakın! İç suyundan, açılırsın! Sonra sana da rastladım yolda. Yüzünü hatırlamıyorum ama sendin işte, şaşırma öyle! Sözlerin, daha önce hiçbir dilde söylenilmemiş, özenle seçilmiş, mağrur, ağırbaşlı ve asil sözlerdi. Lügatımda olmayan ne varsa sendeydi. Seni anlamak için sözlükler karıştırmam gerekiyordu. Hayattan ve şarkılardan bahsederken, çiçekler açıyordu bir yerlerde. Ama dargındın çoğu şeye. Kırgındın sen de. Hırpalanmış, çekiştirilmiş ve hayal kırıklığına uğramıştın. Ağzından dökülen ilk anlamlı cümleyle başlamıştın sınırlar koymaya kendine. İlk anlamlı susuşunla dudaklarından dökülememişti kelimeler ve içinde taşıyamadıklarını dışarıilk vurduğunda kendine olan sınır çizgini ihlal etmiştin de, kapılarını kapamıştın kendi ülkeninin. Şimdi sadece boynunun altını tam doldurmayan ve bunun sebep olduğu ağrıyı beynine doğru iletmekte ısrarcı olan yastığına kızıyorsun. Bir tek ona öfkeleniyorsun. Bir de göz kapaklarına… Senden sonra dönüp demeliydim ki sana “ Sevgilim, sensin işte, böylesin. Geride durma sakın, bak hazır yerin!”
*Sohrab
SEPEHRİ/ Ve Bir Haber, Yoldaki
*İlham
aldığım Sohrab Sepehri, Oğuz Atay, Kemal Sayar ve İsmet Özel’e saygılarımla…
Duygu YAPAR

Yorumlar
Yorum Gönder