22 yaşımın son demleri. Dünya denilen bu acayip mekânın zamanlarını arşınlarken garip bir hisle, belki yorgunluk belki tükenmişlik belki bütün karanlık kuyu ifadelerinden azade, adına yalnızca yaşanmışlıklar diyerek düşünüyorum. Dilaver Cebeci'nin "Hapsederim gençliğimi damarlarıma, Kaç kere yaşanmış bir cenge girerim." sözü her daim yankılanırken, bu yaşlarımın kıymetinden geçeli çok olmuş diyorum. Bende, benden ziyade içimde yaşattığım, ebediyete intikal eden güzel insanların gülüşleri, hayalleri, bir yaşta kalmışlıkları, umutları, hatıraları var. Onları herkesten sakınarak onlar için var olmaya çalışıyorum.
Yüzümde bir tebessüm. Eşyanın insana hükmettiği, iyiye dair
ne varsa tüketildiği, alacalı, parlak, etiket değeri yüksek, peşinden koşulan
ve mutluluk (?) olarak nitelendirilen anlık heveslerin, hakikatin nasıl da
önüne geçtiğini görmek komiğime gidiyor. Anlıyorum fakat anlamlandıramıyorum.
Huzur kelimesinden ise epeyce uzaktayım. İki ezeli düşman gibi bakıyoruz birbirimize. Kendime yükleniyorum, kendimi rahatsız ediyorum ve kendimi alıp bir o yana bir bu yana savuruyorum. Dertler arasından en sahipsiz olanları ediniyorum. Nokta kadar kapladığım yerimle boyumdan büyük işleri düşlüyorum. Düşlerimin ardına düştükçe kayboluyorum. Bir labirent. Binlerce çehre. Bir çift kara göz parlıyor aralarından. Bakıyorum ve kafamı çeviriyorum. Gitmek gerek. Yol uzun, ben hiçim, içim ise dünyadaki cennetim. Sığınıyorum belki de kaçıyorum içime, içimdekilere. 23 olmak üzereyim, ne önemi var? Zihnim bu yazı kadar dağınık. Bulunmak istemiyorum. Aşikâr olmadan her şeyi elimin tersiyle iterek sessiz adımlarla boyumu büyük işler için uzatmak istiyorum. Dev olmama gerek yok, son nefesim ve iliklerimdeki son gayretle zıplayıp tırnaklarımı geçirerek uzanmaya çalışacağım. Evet yorgunum, evet tükendim, evet karanlıkta yana yana kül olmaktayım ve evet yitirdim. Ama yok oluşumdaki varlıktan sesleniyorum. Gayretim de yalnızca onadır, ondandır.
Büşra Büber
Yorumlar
Yorum Gönder