Türk edebiyatında içerdiği mistisizm, ezoterizm ve sembolizm ile benzerinin olmadığı bir kitap: Ruh Adam. Kitabın kahramanı Selim Pusat aracılığıyla, kendimize sormaktan korktuğumuz sorularla baş başa kalıyor, sorgulanması yasak gibi görünen bazı kavramları sorgulamaktan çekinmiyor ve bir insanın kişiliğinin en derin noktalarına dalarken boğulmaktan ve özünde kendimizden bir şeyler bulmaktan asla gocunmuyoruz. Atsız’ın son neşredilen kitabı olan Ruh Adam, edebiyat aleminde sadece gerçek okuyucuların elinde harita olmadan bulabileceği bir hazine. Fikirlerinden dolayı vatan haini ilan edilip hapse atılan ve askerliği elinden alınan Selim Pusat’ın, kendisine, vatanına, kendisi için çok kutsal olan askerlik görevine, aşka ve hayata yenilmesini anlatan kitap “prolog” ile başlıyor. Kitabı okumaya başlayanlar Orta Asya efsanelerinden fırlamış gibi duran bir üslupla Açığma Kün ile Yüzbaşı Burkay’ın hikayesiyle karşılaşıyor. Bu bölümü bitiren hiç kimsenin kulaklarından Yüzbaşı Burkay’ın “Izdırap çekiyorum, sen de beni seviyor musun?” nidaları gitmeyecektir. Bir kere okumuşsanız, bu sesle yaşamayı göze almanız gerekecektir. Zira bu nidanın sadece Yüzbaşı Burkay’a değil, epilog bölümünde anlayacağınız üzere Selim Pusat’a ve haliyle de size ait olduğunu da anlayacaksınızdır. Askerliği elinden alındıktan sonraki hayatında, tüm savaşlarıyla, yenilmişlikleriyle, küsüşleri ve vazgeçişleriyle Selim Pusat artık bir Ruh Adam’dır.
Fakat biz bunları okurken onu aciz bir eski subay değil, ne olursa olsun hala fikirlerinin arkasında duran, duruşunu ve soyluluğunu bozmayan, hala düşündüklerini korkmadan açıkça söyleyen, mağrur ve asil bir subay olarak görüyoruz. Bunu anlamamızda da öğretmen eşi Ayşe Pusat etkin rol oynuyor. Bir lisede edebiyat öğretmeni olan ve kitabın ilk bölümlerinde oldukça merkezde olan Ayşe Pusat, idealistliği ve meslek aşkıyla tutuşurken, eşi için de hayli endişelenmekte ve onun için her şeyi yapmayı göze almaktan çekinmeyen bir karakterdir. Ayşe Pusat ile tanıştıktan sonra ise “Gönlüm dolu âh u zâr kaldı...” dizesi kendisini Ayşe Pusat karakteriyle özdeşleştirecektir. Fakat naçizane tavsiyem şudur ki, bu sözün ne demek olduğunu anlamaya çalışmayın zira Ayşe Pusat’ın da dediği gibi : “Bir gönlün âhu zâr ile dolmasının ne demek olduğunu gönlü rahat olanlar anlayamazdı. ” Kitabın ikinci bölümünü ise Ayşe Pusat’ın edebiyat bilgisini çok takdir ettiği ve kişiliğini çok beğendiği öğrencisi Güntülü’yü sohbet etmek için eve davet etmesi oluşturur. Selim Pusat’ın bir çift yeşil göze vurulması, ahlakını, vicdanını, haysiyetini sorguladığı ve hayal ile gerçeğin daha yoğun bir şekilde iç içe girdiği bu bölümde, Selim Pusat’ın askerlik görevinden birlikte atıldığı ve daha sonra bunu sindiremeyerek intihar ettiği arkadaşı Şeref’in fotoğrafıyla konuştuğu sahnelerdeki diyaloglar harikuladedir. Şeref aslında gerçek anlamdaki Şeref duygusunu sembolize etmektedir ve önceleri şerefli, saygın bir subayken sonrasında görevinden men edildikten sonra şeref duygusunu hissedemeyen, benliğine ağır bir yara alan Selim Pusat içindeki “şerefi” öldürmüştür ki arkadaşı şeref görevden atıldıktan sonra zaten intihar etmiştir. Güntülü’ye olan ilgisinin doğruluğunu veya yanlışlığını arkadaşı Şeref’ e her gün anlatıyor fakat bu savaşta yenilen tarafın kendisi olduğunu hazmedemiyordu Selim Pusat. Halbuki kendisi şöyle demişti: Askerlikte tek değişmez kanun vardır; üstün olan kazanır. Burada üstün olan Güntülü idi. Hatta öyle bir an olmuştur ki , arkadaşı Şeref’in fotoğrafıyla konuşurken, Güntülü’ye teslim olmayı göze almış, güzel kıza bir mektup yazacağını Şeref’e anlatmıştır. Hayal ile gerçekliğin karıştığı bu sahnede Şeref’in göğsünden kanlar akmaya başlamıştır. Yani Selim Pusat şerefine tekrar , yeniden yenilmiştir çünkü mektup geri gelmiştir. Bu olay için bazı yorumcular gerçekte Atsız’ın çalıştığı okuldaki edebiyat öğretmeni Bedia Hanım’a duyduğu aşk ve ona yazdığı bir mektubun, Bedia Hanım tarafından geri gönderilmesini anlattığını vurguluyor. Şiirlerle, efsanelerle, diyaloglarla ve mistik olaylarla harmanlanan bu kitapta her karakterin çok ayrı bir havası vardır ki, büyülenmemek elde değildir. Leyla Mutlak ve Yek bunlardan ikisidir. Bana kalırsa Leyla Mutlak “gerçek aşkı” temsil ediyor, hisleri çok yoğun fakat kafa karıştırıcı. Yek ise “şeytan”. Kişinin sürekli karşısına çıkan, yolundan saptırmaya çalışan bir bozguncu. Son olarak mahşer sahnesine değinmek istiyorum ki, tarihte yazılmaya cesaret edilen, oldukça keskin, sivri, acıtan düşünceleriyle Atsız içinden çıkılması çok zor bir labirente doğru okuyucuyu sürüklüyor. Sonu anlaşılmak için değil, kabul edilmek için yazılmıştır. İhmal ve imhal edilmemesi gereken bu çok kıymetli kitapta geçen beğendiğim bir cümleyle sözlerimi sonlandırmak istiyorum.
"Mutlak seveceksin beni, bundan kaçamazsın."
Duygu Yapar

Yorumlar
Yorum Gönder