Bu sabah evlerin bacaklarından grimsi dumanlar yükseliyor, gökyüzünün beyaz pamuk şekerleri grileşiyordu. İki gün öncesi yağmış olan karlar yavaş yavaş eriyip gökyüzüyle ahengini tamamlıyordu. Koca bir kasveti andıran dağlar sanki uçsuz bucaksız olan gökyüzünü kesiyorlardı. Pencerenin ardındaki ben ellerimi kalorifere doğru uzatarak ısınıyorum sanki gördüklerim beni üşütmüştü. Ama üşüyen ellerim değil kalbimdi. Tekrar aynı hikayeye başlamak istemiyorum diye beynimle savaşırken kalbim çoktan yenik düşmüştü. Yine bu sabah gibiydi ama ruhum okadar beyaz ki üniversitemin ilk senesi, ilk heyecanlar, ilk tanışmalar, ilk aptalca hareketler, şaşkın bakışlar ve daha fazlası... Hızlıca hazırlanıp çıkıyorum evden. Bu ilk seneki heves istek hep olacak mıydı bilmiyorum. Her gün olduğu gibi gözlerimin içi gülüyor yolda tanıdığım insanlara selam veriyor ve ilerliyordum. Tâ ki onu görene kadar. Hava soğuktu ama o bir banka oturmuş bir tişört giymişti. Evet, rengi tahmin ettiğiniz gibi griydi. Oturmuş gökyüzünü izliyordu. Ne garip diye içimden geçirmiş ve ilerlemem gerekirken orada oyalanmaya başladım. İçimi tarifsiz bir merak sarmıştı. Anlamış olsa gerek, bana doğru baktı ve o an gözlerimi kaçırmaya çalışırken kehribar rengi gözlerine gözlerim takılmıştı. Saniyelik bakışmadan sonra hemen kendime gelip hızlı adımlarla yürümeye başladım. Tüm ders boyunca pencereden minik minik düşen kar tanelerini izlerken zihnimden binlerce şey geçiyordu. Aklım kehribar gözlerde kalmıştı. Yanımdaki arkadaşımın bana seslenmesi ile birden irkildim ve önüme döndüm. Ders statikti ve hiç sevmezdim. Dersi dinler gibi yapıp yabancıyı düşünmeye başladım. Kimdi? Üşümüyor muydu? Neden herkes içeri girmeye çalışırken o dışarıda oturmuş gökyüzünü izliyordu? Çıkışta her zaman gittiğimiz kafeye gidecektik ama hiç gitmek istemiyordum ve iyi hissetmiyorum bahanesiyle arkadaşlarımdan ayrıldım. Onun oturduğu banka gittim ama yoktu hemen oturdum ve üzerimdeki kalın montu istemeye istemeye çıkardım. Kulaklıklarımı takıp gökyüzünü izlemeye başladım. Şarkıların sözleriyle adeta içimdeki hisle büyülenmiştim. Tam hayallere dalarken yanıma birinin oturduğunu hissedip hemen başımı o yana çevirdim bir de ne göreyim o evet o gelmişti ve sessizce oturmuştu. Üzerinde bu kez mont vardı ve rengi griydi. Ona bakmaya başladım bakmıyor adeta inceliyordum. Kehribar rengi gözleri yakından açık bal rengine doğru dönmüştü ve sanki parlıyordu. Beynimde şarkının notaları karışmıştı artık inceleme derken birden bana dönüp tepkisiz bir şekilde baktı. Bu kez gözlerimi kaçırmadım bembeyaz sanki kar tanelerinden oluşmuş bir yüzü vardı ve bir o kadar da soğuk. Sonra yüzünü çevirip “Emir.” dedi. Konuşmuştu. Adeta sesiyle ruhuma seslenmişti oysaki sadece beş harfti nasıl okadar derine inmişti. Kekeleyerek ve şaşkın şaşkın bakmaya devam ederek kurumuş dudaklarımın arasından güç bela “Zeynep.” diyebilidim. Avuç içlerim terlemişti, ellerimi açıp yavaşça üfledim o sıra gülmeye başladı ve kalkıp gitti. Neye güldüğünü anlamasamda o gülüşle içimde anlam veremediğim duygulara kapıldım...
O günden sonra her gün aynı yere gidiyor oturuyordum ve o da geliyordu hiç konuşmadan oturuyorduk sadece dillerimiz konuşmuyordu oysa kalbimiz konuşuyor kehribar rengi gözleri ile bir çok şeyi anlatıyor ve bir ertesi günü iple çekmemi sağlıyordu. Bir gün benden önce gelmişti elinde gri bir defter vardı ben yavaşça oturdum bugün bir tuhaflık vardı hissetmiştim, gözleri aynı bakmıyordu bu kez parlamıyor oldukça koyulaşmış batmak üzere olan bir güneş gibiydi. Gözlerini kaçırarak defteri yanıma koyup uzaklaştı. “Nereye gidiyorsun?”, “Bu ne?” bile diyemedim. Dilim tutulmuş lâl olmuştu. Korkarak gri kaplı defteri elime aldım. İçinde ne yazdığına dair bir fikrim yoktu içini açmak istiyorum delice ama bir yandan da açmaktan korkuyorum sanki bütün büyü bozulacak git geller arasında daha fazla dayanamayıp açıyorum. İçinde bir şeyler yazıyordu ve bir şeyler çizilmişti. Yazılanları okumadan önce çizinler çok tanıdık geliyor. Oradaki gri kalemle çizilenler bendim, benim hayatımdan parçalardı. Üniversitedeki ilk günümden düne kadar her gün çizilmişti. Hemen heyecanla yazılanları okumaya başladım bir yandan okuyor bir yandan akan gözyaşlarıma engel olmaya çalışıyordum. Kehribar rengi gözlerin kaç gündür bana anlatmak istediği her şey bu sayfalarda yazılı çiziliydi. O gece gözüme uyku girmedi okudukça tekrar okuyor yazılan her satırda farklı bir ayrıntıyı fark ediyordum . Nihayet güneş tekrar doğmuş koşarak aynı yere gitmiştim. Bekledim bekledim gelmedi. Haftalar geçti ama gelmedi. Her yerde aradım, herkese sordum ama hiç bir iz yoktu. Olan tek iz gözlerimi kapatıp hayalimde kalandı. Ondan geriyeyse sadece gri kaplı defter kalmıştı. Ruhu çekilmiş bir ölüden tek farkım hareket ediyor olmamdı. Yıllar geçti ve yine aynı sabah tekrar elime alıyorum gri kaplı defteri ilk cümle
( Cemal Süreya demiş ki: " Uzaktan sevmediyseniz birini hiç sevdim demeyin . " )
Fehmiye Rümeysa Katıkçı

Yorumlar
Yorum Gönder