Bağımsızlığımızın Gür Sesi: İstiklal Marşı

Kurtuluş Savaşı’nın çetin yılları…

Türk milleti bütün varı yoğuyla vatan için mücadele ediyor. Bağımsızlık için, sancak için, “Türk” için savaşıyorlar… Çin esaretindeki Türklerin kurtuluşu olan Kür Şad atamın ruhuyla, Mustafa Kemal’in önderliğinde çetin bir mücadele…

Sadece Türk askeri değil; kadınları, yaşlıları, çocukları… Kısacası bütün Türk evlatları, omuz omuza verip düşmana meydan okuyor. Biliyorlar ki Türk milleti hiçbir zaman esaret altında yaşamadı, yaşayamaz. Biliyorlar ki kurda tasma takılamaz.

Mazluma umut, zalime daima korku olmuş Türk milleti, bu sefer de kendisi için bir umut ışığı olarak, Türk ırkının geleceği uğruna yılmadan, yıkılmadan savaşıyor düşmanla.

Yüce atalarımızın Tonyukuk Yazıtlarında “Korkmadık, savaştık!” dediği gibi Kurtuluş Savaşı’nda da Türk’ün şanlı evlatları Fransızlara, İngilizlere ve daha nice sayısız düşmana karşı korkmadan savaşıyor. Üstelik sadece dışarıdaki düşmanla değil; içerideki ayrılıkçı fikirlerle, yıllarca Türk’ün ekmeğini yiyip sonrasında sırt çevirenlerle de mücadele ediyor. Bir mum gibi eriyip giden büyük Türk devletini bir alevli volkana çeviren, yok olmak üzere olan bir milletin yeniden ayağa kalkmasını sağlayan yüce Başbuğ Mustafa Kemal’e karşı olanlarla da savaşıyor. Türk milleti binlerce yıllık tarihi için, Mete Han için, Alp Arslan için; onların Türk milletine sağladığı bağımsızlığı yaşatmak için haykırıyor. Bu haykırışlar, Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğinde Milli Mücadele’yi doğuruyor ve Türk milleti, ülkenin dört bir yanında şanlı ırkı için mücadele ediyor.

Milli Mücadele devam ederken ordu bir marş yazılmasını istiyor ve bunun üzerine Maarif Vekaleti en iyi marşı seçebilmek için bir yarışma düzenliyor. Yarışmanın bir de ödülü var: 500 lira. Yüzlerce kişi katılıyor yarışmaya ancak hiçbiri Türk’ün istiklalini ve istikbalini anlatmaya yeterli bulunmuyor. Türk’ün marşı olabilecek bir marşı ancak “Çanakkale Şehitlerine” ve “Bülbül” şiirleriyle tanınan Mehmet Akif’in yazabileceğini düşünen Maarif Vekili Hamdullah Suphi, Mehmet Akif’ten bir marş yazmasını istiyor. Para ödülü olmasından dolayı başta “Vatan şiiri parayla yazılmaz.” diyerek yarışmaya katılmayan Mehmet Akif, Hamdullah Suphi’nin isteği üzerine yarışmaya katılıyor. Türk’ün bağımsızlığını simgeleyen bu şiir, 12 Mart 1921’de “İstiklal Marşı” olarak kabul ediliyor. Mehmet Akif, yarışmayı kazanan olarak parayı almak istemese de şartlar gereği alıyor ve bu parayı bir yardım kurumuna bağışlıyor.

Mehmet Akif Ersoy, her Türk’ün gönlünde yer eden, saygıdeğer bir insan olmakla beraber, kalbi daima Türk için atan, vatan için keskin kalemiyle ve yüreklere dokunan şiirleriyle mücadele etmiş yüce bir şahsiyettir. Bir hilal uğruna batan güneşleri, tarihe sığmayan yiğitleri koca gönlüne sığdıran Mehmet Akif, Türk milletine paha biçilemez bir hediye vermiştir.

“Kahraman ordumuza” ithaf edilen İstiklal Marşımız; Türk’ün gücünü, bağımsızlığını, mücadelesini en güzel anlatan eserdir. 10 kıta olarak kaleme alınan bu eserin, törenlerde yalnızca ilk iki kıtası okunmasına rağmen, her Türk’ün İstiklal Marşı’nın tamamını adı gibi bilmesi, anlamını kavraması gerekmektedir. Türk milletinin her bir ferdinin bu 10 kıtalık marşı bilmesi, verdiği duyguları hissetmesi; vatanın bu günlere nasıl geldiğini, atalarının ne zorluklarla mücadele ettiğini anlamasında da faydalı olacaktır. Bağımsızlığın en önemli sembolü olan İstiklal Marşı’nı bilmek, vatana sahip çıkabilmek ve bağımsızlığı sürdürebilmek için de son derece önemlidir. İstiklal Marşı, bağımsızlığımızın simgesi olmakla beraber Türk milletinin nasıl birlik olduğunu, söz konusu vatan olunca Türk evlatlarının nasıl sırt sırta verdiğini de anlamamızı sağlayan bir eserdir.

“Ya İstiklal Ya Ölüm” ruhuyla savaş halinde olan Türk ordusuna “Korkma” diyerek seslenen Mehmet Akif, al sancağın, yurtta yanan son ocak ve hayatta kalmış tek Türk’ün varlığıyla dahi, gökyüzünde daima dalgalanacağını söyleyerek Türk ordusuna cesaret vermektedir. Bu mücadeleyi tek kişi kalana kadar sürdürmek gerektiğini ve pes etmenin, umutsuzluğun Türk’e yakışmayacağını belirtmiştir. Azim ve kararlılık olduğu sürece aşılamayacak engelin, yıkılamayacak duvarın olmadığını; inançlı ve sağlam yüreklerle bu çetin yolların aşılacağını vurgulamaktadır.

“Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım/ Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım.” dizeleriyle yüreklerimiz coşarken, tarihimiz bir kez daha gözlerimizin önünden bir film şeridi gibi geçmektedir. Türk milleti ve kendi bağrından çıkardığı nice yiğitler daima bağımsızlık için mücadele etmiştir. Mehmet Akif Ersoy da bu kıtada Türklerin hürriyet aşkını dile getirmiş, hiçbir zincirin bu millete vurulamayacağını belirterek Türklerin kimseye boyun eğmeyeceğini vurgulamıştır. Sel önünde durmak ne kadar tehlikeliyse bağımsızlık isteyen Türkler karşısında durmak da o kadar güç ve tehlikelidir. Dağ, taş, yol, yokuş Türk için hiçbir zaman engel olmamış, Türk milleti asla “bitti” dememiş ve umutsuzluğa kapılmamıştır. Tarihi boyunca yok olmak üzereyken yeniden dirilmiş, destanlar yaratmış kutlu bir ırkın Milli Mücadele zamanında da pes etmesi asla beklenemezdi.



Batı’nın çelik zırhlarına, sayıca fazla askeri mühimmatına rağmen Türk ordusu yüreklerindeki imanla düşmana karşı durmaktadır. Buradaki iman, güvenmek, inanmaktır. Türk ordusu, Allah’a güvendiği ve bağımsızlığa inandığı için düşmana karşı bu denli güçlü durabilmekte, maddi açıdan ne kadar yetersiz olsa da manevi olarak bu açığı fazlasıyla kapatmaktadır. “Medeniyet” adı altında masum insanları öldüren Batı’nın, Türklere yönelttiği barbar sıfatı kendilerine daha çok yakışmaktadır. Bu yüzdendir ki Akif, “ulusun” derken hem Türk milletinin yüceliğini hem de tek dişi kalmış bu canavar ordusunun istediği kadar ulumasını kastetmektedir. Zulümle ayakta durmaya çalışan bu zalim devletlere karşı korkusuz olarak yürekten bir imanla zaferin kazanılacağını vurgulamaktadır.

Üzerinde yürüdüğümüz topraklar bizim sadece maddi varlığımız değil, aynı zamanda da manevi varlığımızdır. Tarihimiz, anılarımız, atalarımız yatıyor bu kuru toprağın bağrında. Türk milletinin kanıyla sulanan, nice yiğitlerin uğruna feda olduğu bu topraklar, kolay kazanılmadığı gibi kolay kolay da verilemez hiç kimseye. Şehitlerimizin düştüğü bu kara toprağa, düşman ayağı değerse hiç şüphesiz atalarımızın ruhu şad olamayacaktır. Onların ruhunun huzur içinde olabilmesi için bıraktıkları emanetlere sahip çıkmak her Türk’ün asli görevidir.

Her bir karışında şehitlerimizin yattığı vatandan daha büyük bir aşk olamayacağı gibi, Türk sancağının dalgalanmadığı bir topraktan da huzur beklenemez. Bu yüzdendir ki sonucu ne olursa olsun yeter ki vatanımız sağ olsun. Bu uğurda canımızı cananımızı kaybederiz belki ama geride kalanlar ay yıldızlı bayrağın altında, başları dik bir şekilde istikbale yürüyebilirler. Çünkü bizler bir ölürsek bin diriliriz, ancak vatanımızı kaybedersek zaten kazanacağımız bir şey kalmayacaktır. Vatan ne zaman huzur bulursa işte o zaman hem şehitlerimizin hem de Türk milletinin başı arşa uzanacaktır.

Altında doğup, gölgesinde büyüdüğümüz şanlı Türk bayrağı şimdiye kadar gökyüzünde nasıl hürce dalgalandıysa bundan sonra da o şekilde hür dalgalanacaktır. O dalgalandıkça Türk milleti korkmayacak, o dalgalandıkça yüreklerimizde hep umut olacaktır. İstiklal Marşı da budur: Türk bayrağının, şiire, özgürlük nidalarına dönüşmesidir. Sadece bir şiir gözüyle değil, “kurtuluşumuz” olarak bakmamız gereken İstiklal Marşı, Türk milletinin tüylerini gururdan, şereften diken diken ederken elbette ki kanı bozuklara dokunacak, onları rahatsız edecektir. Ancak her Türk, bu hainlere karşı daima mücadele etmesi gerektiğini bilecek, bu uğurda son nefesine kadar savaşacak ve verdiği rahatsızlıktan dolayı şeref duyacaktır.

Persleri dize getiren Alp Er Tunga ve Tomris Hatun’un, Çin’de tutsakken Çin sarayını basan Kür Şad’ın, Haçlılara karşı az sayıda askeriyle göğsünü siper eden I.Kılıç Arslan’ın, Samsun’da başlattığı harekatta nice engellere rağmen Türk milletini bağımsızlığa kavuşturan Mustafa Kemal’in evlatları olarak bağımsızlığın önemi kavranmalı ve nice şanlı atalarımızın ruhlarının şad olması için milli değerlere sahip çıkılmalıdır. İstiklal Marşı en gür sesle söylenmeli, bu vatan için can veren yiğitler unutulmamalıdır. Türk milleti, atalarının çektiği sancıları, yaşadığı kötü durumları daima kendisine örnek alarak bir daha o durumlara düşmemek için mücadele etmelidir. Zorluk karşısında pes etmemeli, umutsuzluğa kapılmamalı, vatana ve Türklüğe zararı dokunan her türlü düşmana karşı daima birlik olmalıdır.

İstiklal Marşı, Türk milletinin birliğini, bağımsızlık mücadelesini en güzel anlatan değerdir. Bu değeri bize kattığı için Mehmet Akif Ersoy’a minnet borçlu olmakla beraber onu saygı ve derin bir sevgiyle anıyoruz. Başta yüce Başbuğumuz Mustafa Kemal Atatürk ve nice şanlı Türk büyüklerimiz olmak üzere uçmağa varmış bütün şehitlerimizi rahmet ve minnetle yad ediyoruz. Ruhları şad olsun!

“ALLAH, BU MİLLETE BİR DAHA İSTİKLAL MARŞI YAZDIRMASIN.”

Beyzanur Doğan

Yorumlar