HUZURSUZ


Kaybolan bir şeyi nerede arayacağını bilememenin verdiği tedirginlikle sağa sola koştururken ne aradığını da unutmuştu Akif.  Küçüklüğünden beri bir anda  oturduğu yerden kalkar çok önemli bir şey yapması gerekmiş de iş işten geçmiş gibi hissederdi. Sonra hayata geliş amacının bu çok önemli şeyi yapması olduğunu düşünür ama o şeyin ne olduğunu bilemediği için kendi kendini yer bitirirdi. Büyük bir iştahla aklına gelen yeni bir şeyler yapma arzusu ile yerinden her kalktığında yine  bir o kadar  büyük bir soru işaretiyle duruverirdi saaatlerce olduğu yerde. İlk defa tanıştığı insanlar  bile birkaç konuşmadan sonra  Akif’in çok  önemli işler yapacağından adları gibi emin olurlardı. Ve hepsinin bir diğer ortak noktası Akif’in bu yönünü ilk kendileri keşfetmiş gibi, kendilerinden son derece emin bir şekilde sanki insanlığı kurtaran bir makine icat etmişler de onu tüm dünyaya tanıtırken kullandıkları  bütün övgü sözcüklerinden son derece memnun ve emin olmalarıydı. Akif bazen kendisini  küçükken izlediği süper kahraman çizgi filmlerindeki gibi henüz kendisinin bilmediği bir misyonu ve  süper gücü olduğuna inanırdı. Bütün bunlara rağmen Akif kendisini çoğunlukla ‘Bir şeyler ters mi gidiyor?’ sorusuyla başbaşa iken bulurdu. Ona  göre hayatın formülü basitti; bir şeylere tanıklık ederken, hayatından insanlar gelip geçerken heybesine doldurduklarıyla iyi bir insan olmak ve sevmek! Bunları yapmak için de insanın öyle süper güçlere falan ihtiyacı yoktu. Güzel müzikler, güzel kitaplar ve güzel insanlar yeterdi  yaşamı anlamlı kılmaya. Evet hayatın formülünü bulmuştu  ama tek sıkıntısı  bunların yanı sıra o yapmasını hissettiği çok önemli şeyi bulmaktı. Yoksa bu yaşına kadar gereksiz yere mi düşünüp duruyordu ve kendisini huzursuz hissediyordu bilemiyordu. Çünkü hayatını hep aynı şeyleri yaparak geçiriyordu. İşe giderken bile farklı sokaklardan  gitmiyor, sokaktaki kaldırım taşlarının desenlerine kadar iyi tanıyordu yürüdüğü yolları. Hayatta değişik bir şeyler olsun diye istemek, değişik şeyler yapmayı da beraberinde getirmiyordu. Bazen doğru bildiği yolda yürümek  de insanın hayatını değiştirebilirdi.


Bir gün işten eve dönerken, yine bildiği yollarda ağır ağır  yürürken , aklına dizeler sıralandı  Akif’in. Sanki ezbere bildiği bir şiiri okuyormuş gibi  kafasının içinde dizeler birbirlerini kovalıyordu. Cümleleri unutmamak için içinden tekrarladıkça heyecanına yenik düşmemek için çabalıyordu adeta. Ağır adımlarının  yerini telaşlı adımlar almıştı. Eve kendini attığında hemen odasına giderek bir kalem ve bir defter bulup, aklında sıraya girmiş her harfi teker teker sayfaya kavuşturmaya başlamıştı. Yazdıkça yazıyor ve  yazdıkça eksiliyordu aslında  ne kadar tamamlanmış hissetse de. O gece, sabaha kadar yazdı Akif. Bazen yazdıklarına sevgiliye bakar gibi uzun uzun bakmış, bazılarına ise sevgilinin ellerine dokunmaktan tedirgin olan biri gibi bakamamıştı bile tekrardan. Masasından kalktığında, içinden büyük bir kayanın kopup masasına yerleşmiş olduğunu fark etmişti. Koca bir kayayı bunca yıl içinde nasıl taşıdığına kendisi bile hayret etmişti. Şimdi ne yapacaktı bu kayayı ? Yazarak hata mı etmişti. Aklına hemen İsmet Özel’in şiirinden bir dize geldi: “Hata yapmak fırsatını Adem’e  veren sendin. Bilmedim onun talihinden ne kadar düştü bana. Gençtim ben  ve neden hata payı yok diyordum hayatımda.”  Bu sözlere sığınarak sakince tekrar defterini ve kalemini eline aldı Akif. Fakat o da ne! Defterin üzerinde bunca yıl sevdiğini kendisine bile itiraf edemediği kız alev alev gözleriyle Akif’e bakıyor. Akif ise bu sırada yavaş  yavaş öldüğünü hissediyordu. İçinden ise Atsız’dan dizeler mırıldanıyordu. “ Ruhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden? Vur şanlı silahınla gönül mülkü düzelsin; Sen öldürüyorken de vururken de güzelsin! Akif dört bir yanından kuşatılmıştı. Kendisini Tutunamayanlar’ın Hikmet Benol’u gibi hissediyor gözleri albayını arıyordu.  Gözlerini  kaparsa kurtulabileceğini düşünerek sımsıkı kapadı. Gözlerinin karanlığında, ta içinde bir yıldız  parlıyordu. Dudaklarından ise çoktan “Ey yıldız bana göz kırp, benden uzak olma” dizeleri dökülmüştü bile. Uyanmaktan korktuğu bir rüya mıydı tüm bunlar yoksa aklının bir oyunu mu? Akif hiçbir zaman bilemeyecekti.

Duygu YAPAR

Yorumlar