Neden başlığa aşağılık kompleksi değil de aşağılık duygusu yazdım? Böyle
yazdım diye Türkçemiz kurtulacak mı? Evet, kurtulacak. Ben, sen, o, biz, siz,
onlar dikkat ede ede Türkçemizi el birliğiyle kurtaracağız. Biliriz ki el
birliğiyle yukarı çıkartılan her olgu, gelişip adeta bir kutup yıldızı gibi
parlayacaktır. Türkçemizi nasıl el birliğiyle batırıyorsak o batırdığımız
yerden çıkarmak da yine bizim elimizde. Türkçe, dünyanın en güzel, en zengin ve en köklü dillerinden biridir.
Yüzyıllarca 3 kıtada konuşulmuş, okunmuş ve yazılmıştır. Bugün hala Türkçe;
farklı şiveleri, lehçeleri ile dünya üzerinde en geniş coğrafyada konuşulan bir
dildir. İnsan dil ile, dile ait kavramlarla düşünür; duygu ve düşüncelerini dil
ile anlatır. Dilin bozulması ile diyaloglar da bozulur; insanların, nesillerin
birbirini anlaması güçleşir ve milletin devamı maalesef ki kesintiye uğrar.
Dil, bir milleti diğerlerinden ayıran unsurdur. Bir milleti parçalamanın
yollarından bir tanesi de o milletin dilini yozlaştırmak, diliyle oynamaktır. 
Bu durumun dükkan tabelalarına yansıması
Milletler ve milli kültürler arasında karşılıklı alışverişler vardır; bu, karşılıklı etkileşimden kaynaklanır. Bu etkileşim sayesinde diller de birbirinden etkilenir. Bu anlamda Türkçe de tarih boyunca birçok dili etkilemiş ve onlardan etkilenmiştir. İslamlaşma sürecinde Arapça ve Farsçadan etkilenen Türkçe; Tanzimat’tan sonra millet olarak yaşadığımız Batılılaşma sürecinde Fransızca, Almanca, İngilizce’den etkilenmeye başlamıştır. Birtakım çevreler, Arapça ve Farsça sözcüklerin dilimize girmesine karşı çıktıkları kadar Avrupa dillerinden, Türkçe’ye giren sözcüklerin varlığına karşı çıkmamaktadırlar; bu, hayret edilesi bir tavırdır ve tabii ki yanlıştır. Ancak bugün Batı dillerinden aldığımız sözcükler öyle bir raddeye gelmiştir ki; duruma bakacak olursak acınacak halimize gülüyoruz aslında çoğu zaman. Semt isimleri, sokak isimleri, dükkan isimleri… Çoğunlukla yabancı dilden alınma isimlerle karşımıza çıkıyor. “Burası Türkiye olamaz!” diyesi geliyor insanın. Kültürüne, milletine, ülkesine bağlı insanların, diline sahip çıkmaları gerekir. Sömürgeci güçler, sömürmeye başladıkları milletlerin öncelikle dilini bozmaya çalışırlar. Bugün artık ülkeler önce silahla, askerle, bombayla değil kültür ile, dil ile işgal edilmektedir; bu, görünmeyen ama daha kalıcı bir işgal yöntemidir. Türk dili ve Türk kültürü de işgale uğramaktadır. Türk kültürü ve Türk dili, saldırı altındadır; nesiller arasında büyük uçurum oluşturulmaktadır. Türk insanı, bunların dışında kendi dilinden utanmakta, başka diller konuşulduğunda kendi dilini bir hiç gibi görmekte ve diğer dilleri ilah gibi yüceltmektedir. Adeta bir aşağılık duygusuna kapılmakta ve pervasızca kendi dilini har vurup harman savurmaktadır.
Birey ve toplum olarak
ne kadar çok sözcük sahibi isek; düşünce ve kültür üretimi, aktarımı o kadar
güçlü ve başarılı olur. Maalesef Türkçe’nin yozlaştırılması, buna göz yumulması
ile Türk insanı düşünce ve kültür üretememekte, üretmediği gibi kendine ait
kültür unsurlarını da yok etmekte. Dilin ürünlerini dışarıdan alarak, dilde
taklit yaparak, düşünce ve kültür üretiminde de taklide başlamıştır. Dilde
taklitçilik, düşüncede ve kültürde de taklitçiliği beraberinde getirmekte;
artık kendimiz olmaktan çıkmaktayız, adeta başkalaşmaktayız! “Türkçe ağzımda
annemin sütü gibidir!” diyen Yahya Kemal’in umuyoruz ki mezarda kemikleri
titremesin. Türkçeyi cıvıklaştıran ve lakayıt bir Türkçe kullananlara Türkçeyi
Türkçe gibi kullanarak tepki gösterelim!
Saygılarımla…
Ece KELEŞ
Yorumlar
Yorum Gönder