“ Bu yerlerde trenler doğudan batıya, batıdan doğuya gelir gider , gelir giderdi. Bu yerlerde demiryolunun her iki yanında ıssız , engin , sarı kumlu bozkırların özeği Sarı Özek uzar giderdi”
İşte zaman bu kitapta ,aynı bu trenler gibi geçmişten geleceğe ordan içinde bulundukları şimdiki ana doğru gelip gitti . İnsan için zaman kavramı bin bir suretli bir maske iken , Sarı Özek’ in kumları gibi her bir tanesi bir masal, koskoca bozkırlarda savrulup dururdu zaman. Cengiz Aytmatov’u okumak demek ansızın yüzünüze vuran bir yelde bozkırın kokusunu içine çekmek demektir , daha önce treni sadece bir vasıta görürken artık onu kendine dost, sırdaş bellemektir. Aytmatov sessiz çığlıkların atıldığı bedenleri esir altına alınmaya çalışanların inadına ruhlarını destanlarıyla , insanlıklarıyla uçuran karakterlerin hikayelerinin adıydı.
İnsan için hatırlamak eyleminin önemini fazlasıyla anlatıp zaman makinesine gerek kalmadan bir lahzada koca bir yaşamın şeceresinin dökülmesine tanık oluyoruz bu kitapta. Gün Olur Asra Bedel aslında daha ilk başta adıyla bize bir şeyler fısıldamaya başlıyor. Kapağını aralayıp da düşüncelerin kelime çengeliyle tutturulmasına şahit olduğumuz andan itibaren bizi içine çekiyor. Her şey aslında bir kayıpla başlıyor. Bir kayıp binlerce hatıranın kapılarını da aralıyor. Kazangap ve Yedigey iki yakın arkadaş olarak deyim yerinde ise kuş uçmaz kervan geçmez bir yer olan Boranlı istasyonunda yıllardan beri çalışmaktadırlar. Öyle ki çocuklarını evlendirmişler, kendileri ise saç baş ağarmış olarak artık burayı kendilerine yurt edinmişlerdi. İşte Kazangap ‘ ın ölümü ile başlayan hikayemiz Yedigey ‘ in ona geleneklerine göre bir cenaze töreni yapmak istemesiyle devam eder. Bu isteğin nedeni ise biraz acıdır; çünkü artık zamanla öyle bir hale gelmişlerdir ki o dönemde başta olanların çeşitli baskısı ile kültürel kimliklerini, değerlerini, tarihlerini unutmuşlardır. Yedigey cenaze için hazırlıkların yapılmasına başlandığı sırada Kazangap’ ın oğlu ve kızına da haber yollar. Dostunu atalarının gömüldüğü yere Ana Beyit mezarlığana defnetmek için harekete geçer fakat Kazangap’ın oğlu Sabitcan bu duruma karşı çıksa da sonunda Yedigey onu razı eder. Ana Beyit mezarlığının onlar için bu kadar önemli olmasının bir nedeni orada mezarı bulunan Nayman Ana ‘ dan dolayıdır. Aytmatov ; Nayman Ana ‘ nın hikayesini verirken , dünyaya da “ Mankurt” kavramını hediye eder. Peki bu kelime neyi mi ifade ediyor ? Mankurt benliği boşaltılmış , hafızası olmayan , dününü yarınını hiç hesaba katmadan sadece o an ki komutlarla hareket eden biyolojik bir makinedir. Kitapta bu kavramın sembolize edildiği karakterse “ Modern bir mankurt “ olan Sabitcan’ dır. Aydın olarak geçinen fakat içinde bulunduğu sistemin çarkları arasında sıkışmış , sorgulamadan sadece çıkarları doğrultusunda hareket eden , değerlerini tamamiyle yitirmiş , bilimin söylediği her şeyi kabul ederek manevi dünyasını yıkan insanı sadece madde ile doldurarak bir makineye çevrilmesinin adı olan Sabitcan....
Kitapta olaylar ilerlerken birçok yerde ve karakterle anlatılmak istenen o kadar güzel sembolize edilmiştir ki bunlardan bir tanesi de o dönemde “ Demiurg “ olarak adlandırılan ve iki büyük güç devinin ortaklığı ile uzayda yapılması planlanan bir araştırma idi. Bu proje ile keşfedilen bir uygarlığın , insanlarla iletişim kurma çabalarının yerkürede ki yansımalarını gösterirken adeta bizi ayna da kendimizle yüzleşmeye davet eder. Proje bize şu acı gerçeği de gösterdi ki bu dünyayı elinde tutmaya çalışan birçok güç sadece kendi çıkarlarını gözetiyor ve sırf bu yüzden barışı dahi geri itebiliyor . Yeter ki düzenin çarkları ilerlesin.Kitapta Yedigey ‘ in Ana Beyit ‘ e gidene kadar aklından geçirdiği acı tatlı hikayelerle , saf vetertemiz sevgilerle koskocoman bir hayata küçücük bir alem olan bir insanın yaşamına konuk oluyoruz . Yaşam mücadelesi , aile kavramı çepeçevre kuşatıyor etrafımızı. Ve kitap bittiğinde ise insan şunu demekten alamıyor kendini adete “İnsan ne garip bir varlık . Geçmişle gelecek arasında gidip geliyor. Anı yaşamayı unutuyor. Oysa tüm bu zamanları inşa eden o anın kendisidir.” Hatırlamak ve o anı doya doya yaşayabilmek umuduyla...
Gamze KARAKUZU

Yorumlar
Yorum Gönder