Naim Süleymanoğlu, kuşkusuz dünyanın gördüğü en büyük sporculardandır. Kendi ağırlığının üç katını kaldırmayı her sporcu başaramaz sonuçta. 50 yıllık hayatında sayısız başarılara imza atmayı da... “Ayla”, “Müslüm” ve “Çiçero” filmlerinin yapımcılığını da üstlenen Mustafa Uslu, hayatı başarılarla dolu Naim Süleymanoğlu ile ilgili biyografik bir film yapmayı da ihmal etmiyor. Film yaklaşık 1 yıl önce vizyona girmiştir. Filmin yönetmeni Özer Feyzioğlu, senaristi Barış Pirhasan, danışmanı da Naim Süleymanoğlu’nun kardeşi Muharrem Süleymanoğlu’dur. “Cep Herkülü: Naim Süleymanoğlu” filmi, Muharrem Süleymanoğlu’nun “Cep Herkülü” kitabından uyarlanmıştır. Bu film, Naim Süleymanoğlu’nu görmeden büyüyen bir nesil için ilham vericidir ve onun hayatıyla ilgili daha fazla bilgi edinmek için önemli bir yapıttır. Film biyografik olduğu için gerçek hikâyeyi ve senaryoyu karşılaştırmalıyız. Böylece eleştirisini yapabiliriz. Filmin senaryosu kısaca şöyledir: 9 yaşında ve yüzmeye ilgisi olan Naim halterle tanıştı ve halter sporunun içine doğru yavaş yavaş sürüklendi. Okulundaki satranç turnuvasında yenilince kazanma hırsı daha da körüklendi. Haltere daha yeni başlamışken ilk madalyasını kazandı. Sporcuların yaşının en az 14 olması gerektiği için yaşı kâğıt üzerinde yükseltildi. Bulgaristan Milli Takımıyla ilk olarak bölgesel daha sonra da küresel yarışmalara katıldı ve çok iyi başarılar yakaladı. Naim, Sofya’dayken Jivkov hükumeti, “köklere dönme” adı altında asimilasyon çalışmasını başlattı. İlk olarak Türkçe konuşmayı yasaklayan hükumet daha sonra zorunlu olarak Bulgaristan Türklerinin isimlerini değiştirdi. Bu olaylar yaşanırken haberlerde ise hiçbir şey yoktu. Naim, neler yaşandığını Mestanlı’ya dönünce öğrendi. Annesinin, babasının ve kardeşlerinin isimleri değiştirilmişti. Naim buna çok üzüldü ve bir o kadar da sinirlendi. Mezarlığa gitti ve mezar taşlarındaki isimlerin bile değiştirilmiş olduğunu gördü. Kimin yaptığını sorunca da “imam” yanıtını aldı. Nedenini sorunca da “Polis, imama ‘Biz değiştirirsek kırılan dökülen olur, bir-iki kişi bul hallet’ demiş” cevabını aldı. Naim, artık hükumetin ne kadar ileri gidebileceğini görmüştü ve bunun için bir şeyler yapmalıydı. Naim’in adını şimdilik değiştirmemişlerdi. Çünkü katıldığı yarışmalarda ve dünyanın birçok yerinde adı “Naim” olarak biliniyordu. 1985 yılında Avustralya’daki yarışmaya gitti. Orada iki Türk Naim’e Türkiye’ye kaçma teklifinde bulundu. İlk başta kabul etmese de daha sonra kabul etti. Ama plan düşünüldüğü gibi işe yaramadı. İstihbarata ihbar gelince güvenlik önlemi arttırdı. Kaçma planı diğer seneye kalmıştı artık. Naim bir gün Kırcaali Belediyesi’nden çağrıldı. Neler olacağından habersizdi. Belediye başkanı, basının önünde Naim’e ismi “Naum Shalamanov” olarak değiştirilmiş olan yeni kimliğini sundu. Basının önünde belli etmese de çok sinirlenmişti Naim. Ertesi gün parti merkezine götürüldü ve kamera karşısında bir yazı okumaya zorladılar. Naim artık yıkılmıştı. Kaçmak tek çareydi artık. 1986 yılında Avustralya’ya Dünya Halter Şampiyonasına geldi. Otele giriş yapacakları anda Bulgaristan Büyükelçiliği’nden iki ajan kaçma ihtimaline karşı Naim’i yarışmaya kadar büyükelçiliğe hapsettiler. Kaçmak artık çok zordu. İki Türk arkadaş yeni bir plan yapmışlardı. Kutlama yemeğinde ajanların dikkatini dağıtıp Naim’i kaçıracaklardı. Plan işe yaradı fakat ajanlar çabuk fark ettiler. Peşlerine düştüler ama izlerini kaybettiler. Naim, bir süre sonra başka bir araca geçiş yaptı. Bu araçta da iki Türk vardı. Naim’i her gün farklı bir evde sakladılar. Tek istekleri de Türkiye Cumhuriyeti’ne ait resmi plakalı bir araçtı. Uzun uğraşlar sonucunda bunu başardılar. Havaalanına doğru yola çıktılar. Havaalanı polisi kısa bir sorgu yapıp kendi iradesi ile gitmek istediğine emin oldular. Avustralya’dan ayrılıp Londra aktarmalı olarak Türkiye’ye, Ankara Mürted Havalimanı’na iniş yaptılar. Naim artık ay yıldızlı bayrağı temsil ediyordu. İlk resmi müsabaka olarak Cardiff Avrupa Halter Şampiyonası’na gitti. Otelde ABD’ye iltica etmesini teklif eden ve birçok vaatte bulunan heyeti reddetti. Cardiff’te 3 altın madalya kazandı. Çok geçmeden dizanteri hastalığına yakalandı ama pes etmedi. Sürekli çalışarak olimpiyatlara yetişti ve dünya rekoru kırdı. Artık sesini tüm dünyaya duyurmuştu. Birleşmiş Milletler konuşmasında Bulgaristan’daki Türklerin ve tüm insanlığın haklarını savunacağını belirtti. Bulgaristan Komünist Partisi bu konuşmadan sonra gelen baskılara dayanamayarak sınırları açtı ve 450.000 soydaşımız Türkiye’ye geldi.
Filmin senaryosuna baktığımızda gerçek hikayeden farklı birçok kısmı vardır. Farklı kısımları da olmalı tabii. Eğer olmasaydı belgeselden farkı kalmazdı yoksa. Filmin artı yönleri de eksi yönleri de vardır. Ama artı yönleri daha fazladır. Bu yüzden film iyi denilecek bir seviyede ne kötü ne de mükemmeldir. Genel olarak baktığımızda film, Naim Süleymanoğlu’nun haltere başladığı çocukluk döneminden ailesine kavuştuğu bölüme kadar çekilmiştir. Filmin sonunda ise Naim Süleymanoğlu’na ait gerçek fotoğraflar, başarılarının tarihi ve bir de videosu yer alıyor. Film duygusal bir temaya sahiptir. Bazı kısımlarda milli duyguları kabartan sahnelere yer verilmiştir. Mesela Naim’i getiren uçağın Türkiye’ye girince “Bir Başkadır Benim Memleketim” şarkısının çalması, uçağı karşılayan F-16 pilotunun adının Eren Bülbül olması. Özellikle Eren Bülbül ismini duyan birçok kişi hem gururlanmış hem de hüzünlenmiştir. Bu gururlandıran kısımların yanında bazı hatalar da vardır. Film hızlı bir şekilde, vizyon tarihine yetiştirilmesi için yangından mal kaçırır gibi çekilmiştir. Bu yüzden bazı bölümlerde tarihler ve olaylar yanlış aktarılmıştır. Filmdeki bir diğer hata ise yazıların bir stajyere yaptırılmış gibi basit olmasıdır. Aralarda küçük hatalar olsa da en büyük iki hata bunlardır. Daha önce de belirttiğim gibi filmin hataları olsa da artı kısımları daha fazladır. Oyuncu olarak Naim’e çok benzeyen ve seyirciyi rahatsız etmeyen Hayat Van Eck’i seçmeleri, ülke sporu ve dönemin zorlukları üzerinde çok iyi durulması, yer yer ilginç siyasi görüntülere sahip olması, canlı ve gerçekçi diyaloglar içermesi, halter sporuna farklı bir bakış açısı sunması sadece birkaç örnektir. Filmi izlemeli miyim yoksa vakit kaybı mı olur diyen arkadaşlar hiç tereddüt etmeden izleyebilirler.
Hüseyin YALÇINTAŞ


Yorumlar
Yorum Gönder