10 ARALIK DÜNYA İNSAN HAKLARI GÜNÜ


II. Dünya Savaşı’ndan sonra bireylerin hak ve özgürlüklerinin evrensel olarak güvence altına alınmak istenmesiyle İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi imzalanmıştır. Bu bildirge Eleanor Roosevelt’ın deyimi ile "Bütün insanlık için bir ‘Magna Carta" niteliğindedir. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 10 Aralık 1948 tarihinde Birleşmiş Milletler tarafından yayımlanmasıyla her yıl 10 Aralık “Dünya İnsan Hakları Günü” olarak kutlanmaktadır. 30 maddeden oluşan bu bildiri, bütün insanların temel hak ve özgürlüklerinin korunmasını sağlamak amacıyla ortaya atılmıştır. Altı sosyalist ülke ile Suudi Arabistan ve Güney Afrika Birliği’nin çekimser oy verdiği İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, Türkiye’nin de içinde bulunduğu 48 devlet tarafından kabul edilmiştir.


İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin var oluş sebebi olan insan, biyolojik ve fizyolojik özelliklere sahip, canlı ve sosyal bir varlıktır. İnsanı diğer canlılardan ayıran en büyük özelliği ise aklının olmasıdır. Düşünebilen, anlayabilen, konuşabilen insan, bir iradeye, belli haklara ve özgürlüklere sahiptir. Hak kelimesinin anlamı hukukun, adaletin gerektirdiği ve birine ayırdığı şey, kazanım şeklinde ifade edilmektedir. İnsanın temel hakları ele alındığında, yaşama, sağlık, eğitim, ibadet, özel yaşamın gizliliği gibi hakların yanında siyasi ve ekonomik haklar da yer almaktadır. Her insan düşünce ve inançlarında özgürdür ve bunları dile getirmekte kısıtlanamaz. Bu temel hak ve özgürlükler insanın doğumuyla başlar ve ölümüne kadar devam eder. Bir insan dünyanın neresinde olursa olsun başka insanların hak ve özgürlüklerine zarar vermediği sürece bu haklarını kullanabilir. Temel hak ve özgürlükler, hiç kimse tarafından sınırlandırılamayacağı gibi devredilemez ve vazgeçilemez özelliktedir. Her insanın kendi haklarının yanında çevresindeki insanların da haklarını koruması gerekmektedir. Ahlaki değerleri gelişmemiş bireylerin çevresindeki insanlara saygı duyması beklenemeyeceği gibi insan haklarına da saygılı olması beklenemez. Bu da bireyin toplum içinde kabul görememesine sebep olmaktadır. Bu durum devletlerde de böyledir. İnsan haklarını esas almış bir devlet, halkının haklarını göz önünde bulundurur, eşitlik ve adaleti esas alan bir yönetim ile ülkesinin refah seviyesini yükseltir. Devletler arası da insan haklarına uygun davranmak son derece önemli ve zorunludur. İnsan haklarına uygun davranmayan devletler, diğer devletler tarafından yaptırıma maruz kalabilmektedir. İnsan haklarını ihlal etmek insanlığa vurulan en büyük darbe olup dünyadaki barışı, huzuru zedelemektedir. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi göz önüne alındığında temel haklar bakımından bütün insanların eşit, hak ve özgürlüklerinin ise yasalarla korunduğu bir düzenden bahsedilmektedir. Ancak bu 30 maddelik bildiriye bakıldığında günümüzde insan haklarının “gerçek” varlığından söz etmek pek de kolay olmayacaktır. Bildirinin ilk maddesinde bütün insanların özgür olduğu, onur ve haklar bakımından eşit doğduğu ve birbirlerine karşı kardeşlik anlayışında olmaları gerektiğinden bahsedilmiştir. Bütün insanların eşit haklarla doğduğu kesindir ancak insanların bu haklarından ne kadar faydalandığı tartışma yaratabilir. Savaşın yaşandığı bir ortamda doğan bir bebeğin; sağlık, beslenme, barınma gibi haklarının ihlal edildiği, hatta en temel hakkı olan yaşama hakkının da elinden alınabileceği göz ardı edilemeyecek bir gerçektir, gelişmemiş bir ülkede yaşayan, maddi gücü yeterli olmayan bir gencin eğitim hakkından mahrum kalması kaçınılamazdır. Bildirinin bir diğer maddesinde “Herkes ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal veya başka bir görüş, ulusal veya sosyal köken, mülkiyet, doğuş veya herhangi başka bir ayrım gözetmeksizin bu bildirge ile ilan olunan bütün haklardan ve bütün özgürlüklerden yararlanabilir.” ifadeleri yer almaktadır ancak yine bu maddenin uygulamada kullanılmadığı açık bir şekilde görülmektedir. Örneğin, Türklere karşı alınan tavır diğer milletlerin Türklere yaptığı ırkçılığı ön plana koymaktadır. Bu bildirgenin 1948 yılında yayımlanmasına rağmen devletler, 1992 yılında Ermenistan tarafından Hocalı’da Türklere karşı yapılan ırkçı saldırıya gerekli tepkiyi göstermemişlerdir. Yine siyahi bireylere yapılan ayrımcılık, farklı dini görüşlerin şiddetli bir şekilde çatışması insan haklarına saygının göz ardı edildiğini göstermektedir. İnsan Hakları Bildirgesi’nde yaşamaktan, özgürlükten, kölelikten ve güvenlikten de bahsedilmektedir. Bir insan için yaşaması ne denli önemli ise özgürlük ve güvenliği de o derece önemlidir. Daha önce de değindiğim gibi insan aklı ve iradesi olan, düşünebilen bir varlıktır. Kendi hayatı için gerekli kararları tek başına alabilir ve birilerinin emri altında, kölesi olarak yaşayamaz. Örneğin günümüzde çocukların eğitim alması gerekirken değişik işlerde çalıştırıldıklarına birçok ülkede şahit olmaktayız. Çocuklar, çalıştırılmaya zorlanmamalı, devletin koruması altında olmalı ve eğitim haklarından mahrum edilmemelidirler. Çocuk, kendine ait hak ve özgürlükleri olan bir birey olmakla beraber hiç kimsenin kölesi değildir. “Hiç kimseye işkence yapılamaz, zalimce, insanlık dışı veya onur kırıcı davranışlarda bulunulamaz ve ceza verilemez.” Maddesi 48 devlet tarafından imzalanan İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde "kabul görmüş" bir maddedir. Ancak maddenin pratikte pek etkin olmadığını görmek zor değildir. Geçtiğimiz aylarda ABD’de siyahi bir vatandaş ırkçı bir polisin, insanlık dışı şiddeti sonucu hayatını kaybetti. Bu olay sonucunda bütün insanlar, olması gerektiği gibi bu olaya tepki gösterdi. 1949 yılından bu yana Çin, Doğu Türkistan’daki Uygur Türklerine akıl almaz işkenceler yapmaktadır. Ancak aralıksız devam edilen bu soykırıma Dünya devletleri sessiz kalmaktadır. Eğitim kampları adı altında bir ırkı yok etmek gibi bir amacı olan bu devlet, orada çoluk çocuk demeden, genç-yaşlı, kadın-erkek ayrımı gözetmeden Türk ırkına soykırım yapmaktadır. Üstelik yasal olmayan bu kamplarda, insanların herhangi bir yargılamaya tabi tutulmadan işkenceye maruz kaldığı görülmektedir. Türk erkekleri, ailelerinden uzaklaştırılarak eğitim (!) kamplarına alınmaktadırlar. Doğu Türkistanlı kadınlar, zorla Çinli erkeklerle evlendirilmekte, tecavüze uğramakta ve türlü işkenceler görmektedir. Küçük çocuklar ailelerinden alınarak Çin geleneklerine uygun, milli kimlikten uzak yetiştirilmektedirler. İnsanlıkla bağdaşmayan bu soykırım karşısında bütün dünya kör, sağır ve dilsiz olmuştur. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, bütün insanların haklarını korumak, insanlar arası barışı, huzuru sağlamak içinse neden bu soykırım karşısında devletler sessiz kalıyor? Neden siyahi Amerikan vatandaşı için yükselen sesler Doğu Türkistan için de yükselmiyor? Bir Türk yurdu olan Kıbrıs’ta uzun yıllar haksızca eziyet gören, şehit edilen Türk insanları, Almanların ırkçı yaklaşımları sonucu öldürülen Türk göçmenleri, günümüzde de devam etmekte olan terör saldırıları sonucu hayatını kaybeden Türk gençleri için İnsan hakları savunucuları sessiz kalmayı tercih etmişlerdir. Türk milletinin en büyük düşmanlarından olan Pkk, küçücük bir bebeği, okul çağındaki bir çocuğu, gencecik öğretmenleri, Türk devletinin askerlerini, polislerini şehit etmiş; onların yaşama hakkını ellerinden almışlardır. İnsanlık dışı katliamlar gerçekleştiren terörist gruplar, ABD’de, Fransa’da, İngiltere’de sert tepkilerle karşılanıp bütün dünyada yankı uyandıran bir olayken Pkk’nın faaliyetleri birçok devlet tarafından desteklenmektedir. İnsan hakları ihlaline bir örnek de son zamanlarda yaşanan Azerbaycan-Ermenistan arasındaki savaştır. Azerbaycan devletine ait olan Dağlık Karabağ bölgesinin Ermenistan tarafından haksızca işgal edilmesi sonucu başlayan bu savaş, nedeni itibariyle haksız, hukuksuz olup aynı zamanda insan haklarına aykırı birçok olaya da yer vermektedir. Savaş, devletler arasında yaşanan anlaşmazlıklar sonucu iki tarafın ordusunun karşı karşıya gelmesidir. Savaşta iki ordu gerekli mühimmatlarıyla cephelerde yer alır, çarpışırlar ve üstün olan ordu savaşta galip gelir. Sivillere ateş açılmaz, işkence edilmez, masum insanlar öldürülmez. Olması gereken budur. Ancak Ermenistan'ın savaşın kurallarına uymadığı, yüzlerce sivilin yaralanmasına, ölmesine sebep olduğu görülmektedir. Savaşta sivilleri vurmak insanlığa aykırı ve İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ne göre de suçtur. Ermenistan'ın bu davranışı bir başka deyişle haysiyet eksikliği ve onursuzluğun bir göstergesidir. Ayrıca insan haklarını savunan diğer devletlerin bu vahşete göz yumması, Ermenistan'a gerekli yaptırımı uygulamak yerine onu desteklemesi en büyük insanlık suçudur. Azerbaycan topraklarına atılan füzeler sonucu ölen sadece bebekler, çocuklar, yetişkinler değil; insanlıktır. İnsan haklarından bahseden dünya, işkence gören, haksızlığa, soykırıma uğrayan Türkler olunca neden görmezden gelmektedir? Beyaz tenli bir insanın yaşamaya ne kadar hakkı varsa, siyahi bir insanın da o kadar hakkı vardır. Bir Amerikan’ın, İngiliz’in, Ermeni’nin yaşamaya ne kadar hakkı varsa bir Türk’ün de o kadar hakkı vardır. İnsan haklarının evrensel olduğu, ırk, renk, dil, din, kadın, erkek gözetilmeksizin herkes için geçerli olduğu unutulmamalıdır. İnsanların birbirlerinin haklarına saygılı olduğu, herkesin kendisini rahatlıkla savunabildiği, kadın, erkek, çocuk ayrımı yapılmadan her insanın özgürce yaşadığı, düşünebildiği ve düşüncelerini ifade edebildiği bir dünyaya uyanmak dileğiyle.

10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü kutlu olsun.


Beyzanur DOĞAN

Yorumlar